Untitled Document
  Blog   Abonelik   Hakkında   Albüm   İletişim  
13 Eki   Aliya'yı Anarken
08'
Aliya İzzetbegovic'in 5. ölüm yıl dönümünde ismini bir kere daha anarak örnek hayatına bir kişinin de olsa dikkatini çekmeyi ümit ediyorum. Fotoğraflarda da göreceğiniz gibi kendine örnek aldığı Peygamber Efendimiz gibi o bilge bir düşünce adamı, basiretli bir devlet adamı, cesur bir savaşçı, ısrarcı bir müzakereci ve gerçek bir Müslüman idi. 1969 yılında yazdığı ve ikinci kez hapishaneye girmesine neden olan İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları adlı kitabından bir bölüm aktararak vizyonunu paylaşalım.

Aliya


Bu makaleyi, ebeveynlerimiz ve dinî Öğretmenlerimizle küçük bir sohbet olarak tasavvur ediyorum.

Kısa bir süre evvel, İyi ve heyecanlı bir Müslüman olan yakın dostumu, Müslüman gençliğin eğitimi hususunda bir makale yazarken buldum. Bitmemiş, fakat ana fikirleri ortaya konmuş olan makaleyi okudum. Dinin ruhuna uygun bir eğitimde ısrar ederken dostum, ebeveynleri, çocukları nezdinde nezaket, iyi davranma, tevazu, kendisini ön plana çıkarmama, merhamet, bağışlama, kadere boyun eğme, sabır vs. hasletlerini kazandırmaya çalışmalarını davet ediyor. O, çocukların sokaktan, kovboy ve kriminal filmlerinden, faydasız basından, saldırganlığı ve yanş-macılık ruhunu tahrik eden sporlardan vs. uzak tutulmaları hususunda eğiticileri Özellikle ikaz ediyordu. Yine de dostumun makalesinde en sık rastlanan kelime "itaat" idi. Evde çocuk ana ve babaya, mektepte hocaya, okulda öğretmene, sokakta düzen koruyucusuna (polise), yarın ise işte müdüre, şef ve sorumluya karşı itaatkâr olmalıydı.
"İdealini" tasvir etmek maksadıyla yazar, her türlü kötülükten sakınan, sokakta dövüşmeyen, kovboy filmleri seyretmeyen (onun yerine müzik okuluna giden), futbol oynamayan (çünkü bu spor çok fazla serttir), uzun saçı olmayan, kızlarla gezmeyen ("zamanı gelince ana ve babası onu evlendirir") bir çocuğu tasvir etmektedir. O asla bağırmaz, sesi hiçbir yerde duyulmaz, o her zaman ve her yerde teşekkür eder ve özür diler. Yazar söylemiyor ancak devam edebiliriz: Hakkını yiyorlar o susuyor. Şamar vuruyorlar o karşılık vermiyor, sadece bunun iyi bir şey olmadığını ortaya koymaya çalışıyor. Tek kelimeyle o "karınca bite ez-meyenler" dendir vs.

Bu makaleyi okurken, cehenneme giden yolun iyi niyetlerle döşendiğini ifade eden o sözü anladım. Ve sadece bu değil, bizim son asırlardaki gerilememizin en az bir sebebini tespit ettiğimi düşünüyorum: İnsanların hatalı eğitimi.

Aslında, asırlardır, birinci kaynaktan gelen İslamî fikrinin an-laşılamamasının neticesi olarak biz, gençliğimizi yanlış eğitiyoruz. Düşmanımız eğitimli, sert ve pervasız, Müslüman ülkeleri teker teker işgal ederken biz gençliğimize nazik olmasını, "sineğe bile kötülük düşünmemesini", kaderine boyun eğmesini, "her türlü iktidar Allah'tan olduğuna göre "her türlü iktidara İtaat içinde olmasını öğretiyoruz.

Gerçek kökenini bilmediğim, fakat kesin olarak İslam'dan kaynaklanmayan itaatin bu mutsuz felsefesi mükemmel ve bahtsız bir şekilde birbirini tamamlamaktadır: Bir taraftan o, canlı olanları ölü haline getirmekte, diğer taraftan ise din adına yanlış ülküleri ön plana çıkararak, daha yaşamadan evvel ölen kimseleri İslam'ın etrafına toplamaktadır. O, normal insan mahlûklarından, suç ve günah duygularının takibatında, aynı zamanda hakikatten kaçan ve pasiflik ve tesellide sığınak arayan hayatı ıskalamış şahsiyetler için çok cazip olan, kendinden emin olmayan insanlar yaratmaktadır.

Günümüz uyanış asrında, bizzat İslam düşüncesinin savunucuları veya kendini öyle tanımlayan kimselerin her türlü karşılaşmayı (kavgayı) rutin olarak kaybetmeleri ancak bu şekilde açıklanabilir. Yasaklar ve ikilem felsefeleriyle ağa yakalanmış olan yüksek ahlak sahibi bu insanlar, ne İstediklerini bilen ve hedeflerine ulaşmak için her aracı mubah gören, daha az ahlaklı, az medenî fakat kararlı ve acımasız karşıtlarıyla karşılaştıklarında kendilerini ikinci derecede (alt, aşağı seviyede) görmektedirler.

Müslüman halkları idare eden kimselerin İslam içinde terbiye görmüş ve İslam düşüncesinden esinlenmiş kişilerden olmalarından daha tabii ne olabilir? Ancak onlar bunu basit bir sebepten dolayı başaramamaktadırlar: İdare etmek için değil idare edilmek için eğitilmişlerdir.

Müslüman ortamında bizzat Müslümanların topraklarına hâ-
kim olan yabancılara, yabancı fikirlere ve siyasî vo ekonomik zulüme karşı direnç göstermelerinden daha mantıklı bir şey ne olabilir? Ancak onlar bunu yine o bilinen sebepten dolayı yapamamaktadırlar: Seslerini yükseltmek için değil, itaat etmek için eğitilmişlerdir.

Müslüman değil, tebaa... Mükemmel, sakin, tam tebaa. Neredeyse uşaklar eğitiyorduk (veya topluyorduk). Bizimle her türlü iktidara ne mutlu!
Fitne, esaret ve adaletsizlik dolusu olan bir dünyada, gençliğe sakınmasını, sakin olmasını, itaat etmesini öğütlemek aynı zamanda kendi halkının ezilmesi ve esir edilmesinde ortak olmak değil midir?

Söz konusu psikolojinin birçok bakış açısı vardır. Onlardan biri her zaman tekrarlanan geçmiş hakkındaki hikâyedir. Gencimize İslam'ın ne olması gerektiği değil, eskiden ne olduğu anlatılmaktadır. O, Alhambra ve geçmişteki fetihleri, Binbir Gece'nin şehrini, Semerkand ve Kurtuba'daki zengin kütüphaneleri bilir. Onun ruhunu devamlı olarak geçmişe doğru çevirmektedirler ve o, ondan yaşamaya başlar. Tabiî ki geçmiş önemlidir. Ancak bugün, eski atalarımızın yaptığı mükemmel güzellikteki tüm camileri saymaktan çok, mahallemizdeki mütevazı camimizin eskimiş çatısını tamir etmek daha Önemlidir. Hatıralardan ve geçmişi arzulayarak yaşamaya sebep olacaksa eğer, bütün o muhteşem tarihi yakmak gerekecek galiba. Eğer, geçmişte yaşanamayacağmı ve kendimizin bir şeyler yapmamız gerekeceğini öğrenmemiz şart olacaksa, o muhteşem abideleri yakmak daha iyi olur.
Bu yıkıcı teslimiyetçilik ve karşı gelmeme pedagojisinin, en az elli yerinde mücadele ve direniş prensiplerinin zikredildiği Kur'an adına öğütlenmesi ayrı bir paradokstur. Rahatlıkla söylenebilir ki Kur'an teslimiyetçiliği yasaklamıştır. Çok sayıda sahte büyüklük ve otorite yerine Kur'an, sadece tek ve biricik teslimiyeti tesis etmiştir: Allah'a olan teslimiyet. Ancak Allah'a olan bu teslimiyette Kur'an insan için özgürlük İnşa ederek, onu bütün korkulardan ve diğer bütün teslimiyetlerden kurtarmıştır.

Şimdi, ana babalara ve eğitimcilerimize ne tavsiyelerde bulunabiliriz?

Her şeyden evvel, gençlerde bulunan güçleri öldürmemelerini tavsiye edebiliriz. Öyle yapacaklarına, onları yönlendirsin ve belli bir şekle soksunlar. Onların uyuşuğu Müslüman değildir ve ölü birini İslam'a "çevirmenin" imkânı yoktur, Müslümanları eğitmek için insanları eğitsinler, hem de en mükemmel ve kapsayıcı şekilde. Onlara tevazudan çok şeref ve haysiyet, teslimiyetçilikten çok cesaret, merhametten çok adalet hakkında konuşsunlar. Kendi yolundan gidecek ve bunun için kimseden izin istemeyecek şeref sahibi bir nesil yetiştirsinler.

Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam'ın ilerlemesini -her türlü ilerlemeyi olduğu gibi- sakin ve teslimiyetçi kimseler değil, cesur ve itiraz (isyankâr) ruhlu kimseler gerçekleştirecektir.
(Kasım, 1971)

Fide Yayınları, 2007
Gündem  |  Yorum Ekle (2)  |  Email
04 Tem   Long Live Real America!
08'
Bugün 4 Temmuz, Amerika'nın bağımsızlık yıldönümü.
Geçen gün Radio Pacifica'da dinlediğim bir parçayı Youtube'da arattığımda aşağıdaki videoyu buldum. Tarihin 4 Temmuz'u gösteriyor olması da tesaduf oldu.


Gündem  |  Yorum Ekle (0)  |  Email
14 Haz   Entellektüel Militanlar
08'
Son birkaç gündür yabancı basında çıkan Türkiye ile ilgili yazıların yankısı Türk medyasında da duyuldu. Umuyorum sizin de dikkatinizi çekmiştir nitekim bu vesileyle büyük resmi görmenize yardımcı olacak. Sırayla gidelim:

Ilk kahramanımız Zeyno Baran. Hudson Enstitüsünde Avrasya Politika Merkezinin direktörü. İsmini çoğumuz ilk defa 367 kararı sonrası Hudson Enstitüsünün düzenlediği bir toplantıda konuşulan Türkiye'ye yönelik felaket senaryolarıyla duyduk. 10 Haziran'da International Herald Tribune için yazdığı bir yazı gündeme bomba gibi düştü. Bu yazısında Avrupa/Batı medyasının Ak Parti lehine haberler yaptığı bunları okuyanların da Türkiye'de demokrat ama dindar bir iktidar partisiyle seküler fakat antidemokrat bir muhalefet arasında bir savaş yaşandığı yanılgısına düştüğünü yazmış. Mevcut hükümetin ekonomik alanda birşeyler başarsa da aynı dönemde yaptığı yasal değişikliklerin muhafazakar dindar tabanın özgürlüklerine yönelik olduğunu iddia ediyor. Araya da referans vermeden bir araştırma sonucu atıyor: Kadınların iş hayatına katılımı 1990'da %34 iken bu oran 2002'de %22'ye düşmüş. Yanlış hatırlamıyorsam Ak Parti 2002'de iktidara geldi. Bu düşüşü nasıl hükümetin yaptığı değişikliklerin sonucu olarak gösteriyor ben anlayamadım.

Geliyor geliyor ve yazının sonunda ağzındaki baklayı çıkarıyor Baran. Muhalefet Partisi CHP'nin Avrupa ve Amerika'ya karşı gönül kırgınlığı varmış. Avrupa'ya kırgınmış çünkü parti olarak kendileri de Avrupa Birliğine girmek istemelerine rağmen bu süreçte dayatılan değişikliklerin Türkiye'yi daha dindar bir ülke yapmasından ve sonrasında AB'nin siz çok dindarsınız bu şekilde AB'ye giremezsiniz demesinden korkuyormuş. Amerika'ya yakınlarmış aslında ama onlara da kızgınlarmış çünkü Washington'un diğer Müslüman ülkelere karşı Türkiye'yi Ilımlı İslam modeli olarak tanıtıp, reklam ederek oralarda da Ak Parti gibilerin demokratik yoldan iktidara gelmesinin önünü açmasından korkuyormuş. Egemen Bağış'ın söylediği gibi CHP'ye akıl hocalığı yapan Baran ABD ve Avrupa'dan CHP'ye destek topluyor. Bu iddialar sonrası CHP'den itiraz açıklaması beklenirken Onur Öymen söylenenleri doğrular bir açıklama yapmış ve destek beyan ettikleri iki isim ve bir kuruluşun ismini vermiş ABD'den. Baran yazısını bitirirken Türkiye'nin Rusya gibi illiberal imparatorluklar ve İran gibi İslamist! ülkelerle yakınlaştığı bir dönemde Batı kampında tutulmasının çok önemli olduğunu vurguluyor.

İkinci kahramanımız Michael Rubin. Rubin'den fazla bahsetmeğe gerek yok. Pörl ve Volfovitz gibi şahinlerin mekanı American Enterprise Institute üyesi. Türkiye hakkında yazdığı yazılarda yalan dolanlarla okurların aklını karıştıran bir piyon, satılmış bir kalem. Kalem diyerek küçümsemeyeyim. Zira kalemden çok daha fazlası. ABD Savunma Sekreterliğinde Iran ve Irak direktörlüğünü üstlenmiş Rubin. Türkiye de çok kısa sayılmayacak bir süredir ilgi alanları arasında Rubin'in. Yenişafak Gazetesini arşivinde ismini aratırsanız Fehmi Koru'nun kendisi ve Türkiye bağlantıları hakkında çok kıymetli ipuçlari verdiği yazılarına ulaşabilirsiniz. Bu sıralar sık sık TSK'nın konuğu olarak Ortadoğu konulu panellerde konuşmak üzere Türkiye'ye geliyor. Wall Street Journal'da yayınlanan son yazısını da Istanbul'dan yazmış.

T.C. Başbakanını 11 Eylül teröristleriyle aynı kefeye koyan ve onlar kadar tehlikeli olduğunu söyleyecek kadar alçalan Rubin, Türkiye'nin Putin'i Gitmeyi Hakediyor başlıklı son yazısında da bu seviyesini koruyor. Ak Partinin ekonomideki başarısını önceki hükümetlerin IMF ile yaptığı anlaşmalara ve Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri kaynaklı sermaye girişine bağlıyor. Son zamanlarda şişen petrol fiyatlarıyla servetlerine servet katan petrol zengini Arap ülkelerinin yatırım için Türkiye'yi seçmesini Rubin ve takım arkadaşlarının hazmedememesini anlamak mümkün. Yine Erdoğan'ı Türkiye'yi en anti-Amerikan ve anti-Semitic ülke yapmakla itham ediyor. Yazısını, verdiği önyargılı kararlardan habersizmiş gibi Türkiye'deki mahkemelerin Amerika ve Avrupa'da olduğu gibi demokrasinin bekçisi olduğunu belirterek bitiriyor.

Üçüncü ve bugunkü ekibin son kahramanı Daniel Pipes. Pipes kankası Rubin'le birlikte Islam dini ve Müslümanları karalamak için kurduğu Middle East Forum adlı organizasyon çatısı altında benzer amaçlar güden Campus Watch ve Islamist Watch'a da ev sahipliği yapıyor. Neocon ekipten Douglas Feith'in benim fikirlerimin oluşmasında en etkili isim dediği Yale Profesörü Richard Pipes, Daniel'in babası. Dün Pipes'in Middle East Forum'undan aldığım bir email bağış talebinde bulunuyor ve kuruluşun faliyet raporunu sunuyordu. 4 madde halinde sıraladıkları misyonlarını yorumlarımı ekleyerek aynen aktarıyorum.

* Fight radical Islam – rather than terrorism. (Terörizm yerine radikal İslamla savaş - Bu ve kardeş organizasyonlar için bizdeki Yaşar Nuri ve Beyaz hoca! gibileri dışındaki herkes radikal sayılıyor. Salman Rüşdi, Ayaan Hirsi Ali gibi eski Müslümanlar can dostları. Hirsi Ali yalanlar üzerine kurulu hayatı açığa çıktığında Hollanda'daki siyasi hayatı sorgulanmaya başlayınca AEI kollarını açmıştı ona. )
* Convince Palestinians that the Jewish state is permanent – rather than think this was achieved in 1993. (Filistinlileri İsrail'in bölgede kalıcı olduğuna ikna et, bunun 1993'te başarıldığını düşünmek yerine)
* Seek a stable and decent Iraq – rather than a free and prosperous one. (Bağımsız ve başarılı bir Irak yerine istikrarlı ve orta halli bir Irak gözet)
* See Saudi Arabia and Turkey as rivals – rather than as either friends or foes. (Suudi Arabistan veTürkiye'yi dost veya hasım yerine rakip olarak gör)

Kahramanımızın son yazısı direk olarak Türkiye ile ilgili olmasa da takvimlerini gözünüzde canlandırdığınızda Türkiye'nin de plana bir yerden müdahil olduğunu görmek çok zor değil.
Iran'a saldırmaya hazır olun başlıklı kısa yazısında özetle söylediği şu: Eğer Amerika'daki yaklaşan seçimi McCain kazanırsa Bush İran konusunda kararı yeni başkana bırakacakmış. Eğer kazanan Obama olursa Bush'un görevi bırakmadan İran'a saldırı planını başlatacağını iddia ediyor yazar. Nothing but trouble.

Okurların biraz araştırmayla boşlukları doldurup bugün Türkiye'nin gündemini meşgul eden konuları biraz daha derinlemesine görmesine yardımcı olduğumu ümit ediyorum. Yazıyı bitirmeden bir bilmece: Yazıda adı geçen yabancıların Wikipedia profillerini okuduğunuzda gördüğünüz ortak nokta nedir? Bilene bir sıkımlık diş macunu :)
Gündem  |  Yorum Ekle (2)  |  Email
29 May   Beyinler Göçü
08'
Son zamanlarda karşılaştığım iki haberi paylaşmak istiyorum sizlerle:

Bursa'nın Orhaneli ilçesinde doğup büyüyen Mehmet Yılmaz adlı öğrenci, mayıs ayında ABD'de yapılacak "Dünya Bilimsel Proje Yarışması"nda, matematik dalında birincilik için yarışacak. Haberin detayları verildikten sonra öğrencinin şu sözlerine yer verilmiş: "Bu yarışma sayesinde üniversiteyi ABD'de okuma fırsatı yakalayabilirim. Makine mühendisi olmak veya nano teknoloji konusunda eğitim almak istiyorum. Fakat yurt dışında eğitim de alsam, meslek hayatım Türkiye'de olacaktır".

İkinci haberimiz ise şöyle: Gaziantep Kolej Vakfı öğrencileri Ece Çakıcı ve Barış Ersoy, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 35 ülkeden yüz binlerce öğrenci arasında seçerek 45 kişiye verdiği bursu almaya hak kazandı. Öğrencilerden birinin yorumuna da yine haberin sonunda yer verilmiş: "Kazandığıma hâlâ inanamıyorum. Açıkçası adı çok bilinen kolejlerde okuyan öğrencilerin arasından sıyrılabileceğim aklıma gelmemişti. Burs yurt dışında eğitim görme imkanı sağlıyor ama ben ülkeme geri döneceğim. Çünkü ülkemizdeki beyin göçü en üzüldüğüm konulardan biri. Bu konuda başarılı gençler olarak bilinçli olmalıyız".

İki haberin ortak yönü farkettiğiniz gibi öğrencilerin beyin göç hakkındaki hassasiyetleri ve eğitimlerini tamamladıktan sonra mesleklerini Türkiye'de icra etmek istemeleri. Haberleri okuyunca Türkiye'den ayrılmadan önceki planlarım geldi aklıma. Master eğitimimi tamamlayıp Türkiye'ye geri dönecektim. Henüz üzerinden çok vakit geçmiş değil. Mezun olalı 1-2 hafta oldu ama bu planın zihnimde değiştiğini ABD'de ilk senem dolmadan farkettim. Bununla ilgili bir de hikaye paylaşayım. Aileden Amerika'ya ilk gelen abim bir vize problemi sonrası hiç planda yokken Türkiye'ye geri dönmek zorunda kaldı. Geldiği ilk günden tekrar nasıl giderimin hesaplarını yaparken ben de kendisine öğüt veriyordum: Abicim geçmiş olsun. Kolay bir durum değil hiç hesapta yokken herşeyi orada bırakıp gelmek ama artık kabullen ve planlarını buraya yoğunlaştır. Nereye kadar uğraşacaksın geri dönmek için? Nereye kadar...nereye kadar...nereye kadar... Bu 'nereye kadar' lafı artık ayrı bir anlam kazanmıştı. Ben master için ABD'ye gelmeye karar verince abim git ki göresin nereye kadar demeye başladı. Şimdi konuşurken soruyor Mirac ne zaman dönüyorsun diye. Ben planları anlatmaya başlayınca da nereye kadar diye dalga geçiyor.

Gerçekten nedir bu planları altüst eden? Kıymetbilmezlik mi? Para mı? Daha önceki bir
yazımda paylaşmıştım. Houston Nasa Uzay Üssünde çalışan Türk bir bilim kadınıyla şans eseri bir garage sale'de tanışmış hikayesini daha sonra gazetelerden okumuştum. Türkiye'de tıp alanında tezini tamamladığında hocası kapağını kaldırmadan tezi çöpe atar. Aynı çalışmalar daha sonra farkedilir ve tıp alanında uluslararası dergilerde yayınlanır. Bilim kadınımız Finlandiya'ya gider ve orada çalışmalarını sürdürür. Nasa bu çalışmalardan haberdar olur ve kendileriyle çalışmak üzere davet eder. Yıllarca ABD'de çalıştıktan sonra memleket hasretine dayanamayıp Türkiye'ye geri dönmeye karar verir. Dönüş öncesi eşyalarını sattığı garage sale'de tanıştık işte.

Burada sorumu tekrarlıyorum: Nedir bizi kendine bağlayan bu Amerika'da? Cevabını Amerika'daki Türk blog yazarlarından kendi tecrübeleri doğrultusunda cevaplamalarını bekliyorum. Cevaplarını yorum olarak buraya da yazmalarını rica ediyorum. Pası ayağında fazla bekletmeden tanıdığı bildiği Amerika'daki Türk bloggerlara gönderilmek üzere Compir'e atıyorum.

Umarım yukarıdaki iki haberde adı geçen öğrenciler planlarına sadık kalır ve ülkelerine hizmet için geri dönerler.
Gündem  |  Yorum Ekle (5)  |  Email
19 May   Fun Times at the UHCL
08'
I have been doing my masters in computer science for two years at the University of Houston-Clear Lake as most of you know. I graduated last week. I started to look back at time and miss those fun times at the UHCL. Below is a slide show to remember some of them.

Kişisel  |  Yorum Ekle (6)  |  Email
Sayfa: / 22
  Untitled Document
 
 
  Son Fotoğraflar
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos from miracc. Make your own badge here.
 
  Ne Okuyorum?
Finding Time
  How Corporations, Individuals and Families Can Benefit From New Work Practices by Leslie A. Perlow
 
  Ne İzliyorum?
In America
 
 
  Kategoriler
 English
 Gündem
 Kişisel
 Kitap
 Müzik
 Podcast
 Sinema
 Web
 
  Son Yazılar
 Aliya'yı Anarke...
 Long Live Real Ameri...
 Entellektüel Militan...
 Beyinler Göçü...
 Fun Times at the UHC...
 
  Son Yorumlar
 merhaba ben matemati...
 arkadaşlar tabi...
 kahvenin bi detay...
 kahve yapmayı b...
 Miraç bey yazın...
 
  Arşiv
2008
 Ekim
 Temmuz
 Haziran
 Mayıs
 Nisan
 Mart
 Ocak

2007
 Aralık
 Kasım
 Ekim
 Eylül
 Ağustos
 Temmuz
 Haziran
 Mayıs
 Nisan
 Mart
 Şubat
 Ocak

2006
 Aralık
 Kasım
 Ekim
 Eylül
 Ağustos
 Temmuz
 Haziran
 Mayıs

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Untitled Document
Copyright © blog.miracc.com 2006 | Kullanım Koşulları | Gizlilik Politikası | Abonelik